Rss Feed
  1. We apologize you Gaza!!

    28 Aralık 2008 Pazar

    Lanetli kavim İsrailoğulları lanetlendiklerini bildiklerinden olsa gerek bu dünyada Müslüman halka eziyet etmeye devam ediyorlar. Hamas ile olan ateşkesin 19 Aralık’ta bitmesinden sonra sessiz bir bekleyiş vardı Gazze’de. Yolda yürürken bir tedirginlik, bir korku hâkimdi herkeste. Çocuklar annelerin kanatları altında gidip gelmeye başlamışlardı uzunca bir süredir Gazze’de. Onlarda anlam veremiyorlardı bu duruma ya, seslerini de çıkartamıyorlardı. Çünkü herkeste kulakları sağır edercesine bir sessizlik hâkimdi. Ve beklenen oldu İsrail ordusu roket bombardımanına başladı dün sabahtan itibaren. Bombardımanın yoğunlaştığı sıralar okulların dağılmasına denk geldiği için de ölenler arasında çocukların sayısı oldukça fazla. Taş taş üzerinde bırakmayan İsrail bu dünyada hesabı kime verecek? Sivilleri katlederek savaş suçu işleyen ve uluslar arası hukuku hiçe sayan bu lanetli kavime yeryüzünde cezasını kim verecek?
    Peki, biz ne yaptık bugüne dek? Hiç sorguya çektiniz mi vicdanınızı? Neler oluyor yanı başımızda diyerek dikkat mi kesildiniz onlarca son dakika haberine yoksa olanları fark etmeyip resimdeki sanatçının kim olduğunu çıkarmaya mı çalıştınız?
    Her geçen gün biraz daha hissizleştirildiğinizin farkında mısınız acaba? Bir oyunun tam içerisindesiniz, oynuyorsunuz ama bihabersiniz. Ortadoğu’da yıllardan beri yaşanan insan kıyımına kaçınız tepki gösterdiniz, içinizden aydın(!) olan kaçınız özür dileme kampanyaları başlattınız, kaçınız elleri kolları bağlı diye hicap etti bu durumdan? Bir özür dilenecekse işte tam zamanıdır şimdi arkadaş! Farazi konular üzerinden özür dileyenler, insanlığın(!) gözleri önünde yaşanan drama karşı neredeler, neden hala sessizler? Yaşlı gözlerde ve dikenli düşlerde umutlarını büyütenlerin, Türkiye’yi hamileri olarak görenlerin, zulmedilenlerin şu ana kadar hep hayallerini yıktınız tutumlarınızla. Çünkü siz bir romanı okumaktansa kara kutunun karşısına geçip deforme edilmiş dizi-filmini seyredersiniz. Çünkü siz “bul karayı al parayı” formatında reyting kaygısı taşıyan yarışma programlarının seyircisisinizdir. Çünkü siz çam ağaçlarını keser, süsler ve hayal mahsulü bir karakterden bir şeyler istersiniz.
    Kınıyoruz, bu kıyıma sessiz kalanları,
    Kınıyoruz, hala Aralık’ın son günü için plan yapanları,
    Kınıyoruz, Yahudi’nin bu cesareti aldığı kaynağı,
    Kınıyoruz, sivilleri katledenleri,
    Ve kınıyoruz, farazi şeyler üzerine “özür dileme kampanyası” başlatanları ve destek verenleri!
    Özür diliyoruz, hissizleştiğimiz için,
    Özür diliyoruz, İslam dünyasına sırt çevirdiğimiz için,
    Özür diliyoruz, Batı’nın şakşakçısı olduğumuz için,
    Özür diliyoruz, kara lastiği bırakıp Converse giydiğimiz için,
    Özür diliyoruz, kitabı televizyona tercih ettiğimiz için,
    Özür diliyoruz, bir Fatiha’yı bile çok gördüğümüz için,
    Özür diliyoruz, umutlarını kararttığımız çocuklardan,
    Özür diliyoruz, anneleri yavrularından, babaları eşlerinden ayıranlara göz yumduğumuz için,
    Özür diliyoruz, bir ve beraber olamadığımız için,
    Özür diliyoruz Gazze, affet bizi n’olur. Zalimlerin ettiklerinin kat ve kat fazlasını bulacaklarını söyleyen Yaradan aşkına affet!
    Adil Cevaz bakın ne söylüyor, ona kulak verip bitiriyoruz utanç dolu bu yazıyı:
    Silah sapan kurşun taşlar
    Onbirinde akıncılar
    Hakkı hâkim kılmak için
    Ölür Ayşe ölür Yasin
    intifada intifada
    Selam sana şanlı kavga
    Koş anne koş
    Yavrun yerde
    Al sancağı sıra sende
    El-aksan’ın eteğinde
    Ateş barut kan bir yerde
    Filistin’deki meşale
    Sayhalanır tüm âleme
    intifada intifada
    selam sana şanlı kavga
    Koş Fatma koş
    Mehmet yerden al sancağı
    Sıra sende
    Bugün kudüs sarayova
    Yarın mekke şam ankara
    Bir diriliş
    Bir doğruluş
    Zulme karşı başkaldırış
    Hakka doğru tam yöneliş
    Koş bacım koş düğün senin
    Ağlamak yok artık sevin
    İntifada intifada
    Selam sana şanlı kavga
    |


  2. Carpe Diem

    14 Aralık 2008 Pazar


    Eskiye özlem duyulur her daim. Yılların eskitemediği yegâne şey belleklerdeki anılardır çünkü. “Ah keşkeler” çekilir derinlerden. Göz pınarlarından süzülen iki damla yaş bu özlemin tasdikidir adeta. Hele birde bu özlem yanında pişmanlık da içeriyorsa işte o zaman… İşte o zaman bir sızı başlar ki sormayın gitsin!
    Sakınmak gerek “keşke”lerden. Zamanı geri çeviremeyiz bol “keşke”li cümlelerle. Oysa “iyi ki” demenin verdiği haz ötelerin ötesinden gelen ilahi bir lütuftur adeta. Pişmanlık duygusu çoğu zaman doğru zamanda doğru yerde doğru kişiyle olmamanın sonucunda bize kalan derdin, kederin ve gamın tek bir kalemde ifadesidir. Edebiyatımızda birçok yazar ve şair pişmanlık duygusunu işlemiştir. Sonu keşkelere ve dolayısıyla da pişmanlıklara gebe olan bir tane eser vardır ki pek dikkat çeker. İşte üstat Necatigil’in “Sevgilerde” şiiri uyarır insanlığı “keşke” dememeleri için. “Sevgilerde” nin her bir mısrasında hatalarımızdan bir demet buluyoruz. Ne de güzel söylemiş üstat “siz geniş zamanlar umuyordunuz, çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.” Evet, işte bu iki mısra pek çok şey anlatıyor. Ertelemenin, ötelemenin, sonucunu bilebilir miyiz? Kimin aldığı nefesi vereceğinin garantisi var ki? İşte bu minvalden düşünürsek her ne olursa olsun söylemeliyiz. Söylemeliyiz ve içimizdeki ateşten gömleği çıkarmalıyız. Yanacaksak birlikte yanmalıyız çünkü. Bu ateş fazla bir bedene, bu sevgi taşıyor artık bu kâseden. Ve bu bir “söyle, kurtul” meselesi de değildir.
    Rastlantılardan ibaret değildir pişmanlıklar. Öyle ya, “keşke” dememize sebep veren tutumumuz olmasaydı, pişman da olmayacaktık. “İyi ki” leri ne kadar da az kullanıyoruz, “iyi” niteliği taşıyan sözcükler, cümleler ne kadar da az çıkıyor iki dudağımız arasından. Ne de az şükrediyoruz, ne de çok kendimizi düşünür olduk. Zira “ene, ene” demekten alamaz olduk kendimizi. Peki, düşündük mü hiç, önümüze gelen fırsatları elimizin tersiyle nasıl da geri çevirdiğimizi. Söyleseydik, bir adım atsaydık neler değişirdi hayatımızda tasavvur edebildik mi acep? Keşke dememek için, iş işten geçmeden birkaç adım atmalıyız. Nasıl yapacağımız, ne şekilde yapacağımız pek de önemli değil. Marifet limandan demir alabilmekte!
    Anılarda birçok duyguyu bünyesinde barındırır. Belleğimiz kimilerini oldukça berrak bir şekilde hatırlarken kimilerini de hatırlamakta oldukça zorlanır. İşte pişmanlıklarımız saklıdır o güçlükle hatırlanan hatta unutulmak istenen anılarda. Arkamızı dönüp bakmaya bile tenezzül etmediğimiz anılarımızdır onlar. Yıllar sonra hatırlanacak ve “anı” olarak değerlendirilecek olan olgu, içinde bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde “an” olarak anılır. “Carpe Diem”i felsefe haline getirirsek, ertelememiz, içinde bulunduğumuz “an”ı yaşamamız icap eder. Sıcak bir “günaydın”ın yanında “carpe diem” demeyi de ihmal etmemek gerekir. Ve umursamak gerekir hayatı, onun tüm vurdumduymazlığına karşın. Düşlerinin peşinden gitmek gerekir, düşe kalka yol alınsa da düşleri kovalama uğrunda. Ve eğer kendin bilmek istiyorsan durma küçük kız, durma ve arkana bakma artık. Senindir mavi gök, kızıl güneş… Senindir “an” ve aslında sensindir “an”. An ki susmasın bu can!
    |


  3. Kurban Ettiklerimiz

    7 Aralık 2008 Pazar


    Rahmân ve rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1.  (Resûlum!) kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.

    2.  Şimdi sen rabbine kulluk et ve kurban kes.

    3.  Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
    Bir bayrama daha erişmenin çocuksu mutluluğu ve geride bıraktıklarımızın uzak diyarlarda oluşunun dayanılmaz hüznü var üzerimizde. Hani derler ya “bayramlar eskisi gibi değil” diye. İşte bayramları eskisi yapmak elimizdedir aslında. Düşünün bir hele, neleri kurban ettik o “eski bayramlardan”. O “eski bayramları” nasıl arar olduk, düşündünüz mü hiç? Bayramların bayram olduğu o günlerde –bilenler bilir” Serhat Hacıpaşalıoğlu’ nun sunduğu Riziko seyredilirdi, “bul karayı al parayı” formunda ne idüğü belirsiz programlar lügatimizde dahi yoktu! O günlerde bir sıcak gülümseme ısıtırdı insanların içlerini, stres ve dolayısıyla migren henüz bu coğrafyaya uğramamıştı! Belki de moderniteyi idrak edişimizdeydi sorun. Hegel’i yahut Weber’i anlayamamış olmamız iddiasının da arkasında güçlü dayanaklar var. Kurban ettiğimiz değerlerimize geri döndürüleceğimizin bilincinde olarak boynumuzu Hakk önünde eğiyor ve tüm İslam âleminde bayramların bayram gibi yaşanması temennisinde bulunuyoruz.
    Selam, sevgi, muhabbet ve dua ile..
    |